Obezite nedeni olarak şehirler ve yürünebilirlik – 1

Dr. Alp Sirman

11-03-2017 11:30


Tıp ile şehirlerdeki toplu ölümler arasındaki arasındaki ilk ilişki 1854 yılında Broad Street kolera salgını sırasında ünlü doktor John Snow’un koleranın kanalizasyon sistemi olmayan bölgelerde yayıldığını ispatlayan su teorisi ile ortaya çıkmış ve mimari çözümlemeler ile o yıllarda toplu ölümler engellenmiştir.
Günümüzde ise hareketsizliğin, yanlış beslenmenin getirdiği obezite dünyada en fazla ölüme yol açan nedenlerin başında gelmektedir ve çözümlerinden birisi de tarihin bir tekrarı olarak şehirlerin ve binaların hareketi kolaylaştıracak şekilde mimari tasarım ile çözümünden geçmektedir.
Hareketsiz, sağlıksız beslenmenin getirdiği obezite artışı sonucunda oluşan kalp damar hastalıkları, kanser, depresyon, şeker hastalığını önlemenin en kolay, ucuz yolu hareketin günlük yaşam içerisinde arttırılmasını sağlamaktır..
Bu çalışmanın amaçları yürünebilirliğin, bisikletli ulaşımın, çağdaş toplu ulaşımın arttırılmasını sağlayacak mimari değişiklikler, sağlıklı besinlere kolayca ulaşılması, çocuk obezitesinin önlenmesi için okul kantinlerinde sağlıklı besinler bulundurulmasını sağlamak toplumu bu konuda bilinçlendirmektir.
Bir otomobil şehrin kamusal alanlarında 20 yaya kadar yer işgal etmektedir. Bu durum yayalar ile otomobiller arasında adil olmayan bir paylaşım getirmektedir.
şehir içerisinde otomobiller azaldığında trafik kazalarına bağlı yaralanma ve ölümler, trafik yoğunluğunun yol açtığı hava kirliliği, gürültü, stress, zaman kaybı da azalmaktadır.

Yürünebilirliğin artışı şehir içerisinde trafik güvenliğini arttıracak önlemler: sürücü eğitimi, iyi işaretlenmiş aydınlatılmış ve herkes için erişime uygun kaldırımlar gibi düzenlemeleri de beraberinde getirmektedir.

Güvenli yollar, yaya geçitlerinin standart hale getirilmesi, kaldırımların yaya trafiği için uygun hale getirilmesi toplum sağlığını arttırmasının yanında sosyal ilişkilerin gelişmesini sağlamakta, yürünebilir yollar ve çevresinde ticari hacim de artmaktadır. 
Yürünebilirliğin artışı sosyal yaşamın da artışına yol açmaktadır. Gelişmiş ülkelerde şehirler artıkTraditional Neighborhood Development adı ile desteklenen ancak bizim ülkemizde gittikçe yok olan mahalle kavramı ve komşuluk ilişkilerinden başka bir şey olmayan modelin geliştirilmesi yönünde düzenlemeler yapmakta bu yolla toplumsal barışın arttırılmasını sağlamaktadırlar.
Yürüme, bisikletli ulaşım gibi düzenlemeler yollarda belirli noktalarda dinlenme alanları, sağlıklı beslenmeye kolay ulaşımın sağlanması amacı ile oluşturulmuş noktalar ve yeşil alanların artışına yol açacaktır.
Yürümenin özendirilmesi için yapılan çalışmalar konut bölgelerinde birbirinden kopuk sosyal ilişkilerin olmadığı birimler yerine geleneksel mahalle yerleşimini yeniden canlandıracaktır.
Yürümenin yanı sıra bisikletli ulaşım da çağdaş şehirlerin ulaşım alternatifidir. Özellikle şehiriçi ulaşımda toplu ulaşıma entegre edilen elektrikli veya konvansiyonel bisikletler ile bisiklet paylaşımı yöntemi şehir içerisindeki araç sayısının azalmasını sağlayarak güvenli ve temiz şehir içi alanlarına izin vermekte, ticari yasamın gelişmesine katkı sağlamaktadır.
Yürünebilir şehirlerde turistik aktivitede de artış gözlemlenmektedir. şehrin yürünebilirliği arttıkça suç oranları azalmakta, turistik faaliyetler şehrin her tarafına ulaşabilmektedir.
Turizmin en önemli parçalarından birisi olan emekli turizmi de yürünebilirlik gelişmesi ile yakından ilişkilidir. Turizm pastasının en büyük ve en karlı bölümü olan emekli turistler yürünebilirlik ve erişilebilirlikten en büyük oranda yararlanan kesimdir.
Bu nedenle son 10 yılda Avrupa şehirlerinde yürünebilirlik ve erişilebilirliği arttıran modele “age friendly cities” ve “Accessible cities” adı verilen standartlar getirilmiştir.
Yayalara trafik hiyerarşisinde üst düzeyde onem veren şehirlerin turizm ve ticari yasamları otomobile bağımlı şehirlerden çok daha hızlı gelişmektedir. Citta slow hareketi bu duruma örnektir.
Türkiye’de Artan Obezite Sorunu
Türkiye’de şişmanlık sıklığı ne orandadır?
Tüm dünyada obezite sıklığı hızla artmaktadır. ınfeksiyon hastalıklarının kıtalara hızla yayılımını tanımlayan bir kelime olan “PANDEMı” dünya sağlık örgütü tarafından ilk kez infeksiyon olmayan bir hastalık olan obezitenin hızlı ve yaygın artışını vurgulamak amacı (obezite pandemisi) ile kullanılmıştır. Dünya sağlık örgütüne göre tüm dünya popülasyonunun %25’i obez, %25’i fazla kilolu, %25’i normal kilolu ancak genetik olarak obeziteye yatkınlık göstermektedir. Yine dünya sağlık örgütü rakamlarına göre dünyada obezite sıklığı 1995-2000 yılları arasında %50 artış göstermiş ve toplamda 300 milyonu aşmıştır. Ülkemizde de her 4 erkekten birinin her 3 kadından birinin obez olduğu kabaca görülmekte ve benzer hızlı obezite sıklığı artışı ülkemizde de görülmektedir.

Sağlık Bakanlığınca yapılan “Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması-2010” ön çalışma raporuna göre Türkiye’de obezite sıklığı
- Erkeklerde %20,5

- Kadınlarda ise %41,0

- Toplamda %30,3
olarak bulunmuştur.
Erişkinler arasında yapılan araştırmaların gösterdiğine göre, fazla kilolu olanlar %34,6, fazla kilolu ve şişman olanlar %64,9, çok şişman olanların oranı %2,9 olarak bulunmuştur.

Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) tarafından ıstanbul şişli Bölgesinde 12-15 yaş grubunda 1821 çocukta yapılan bir çalışmada ise, 
BKı 18-25 kg/m2 (85.-95. yüzdelik) olanların oranı %9.9, BKı>30 kg/m2 (>95.yüzdelik) olanların oranı ise %6.2 bulunmuştur
Obezitenin Bölgelere Göre Dağılımında ise en yüksek orana sahip il %33’lük oran ile ıstanbul’dur. 

 

Bu nedenle Başbakanlık 2010 yılında ‘Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı’nı oluşturmuş, bu program 2010/22 sayılı Başbakanlık Genelgesi olarak yürürlüğe girmiştir.

Obezite ve çevresel etkenler:

Obezite çocukluk çağından itibaren başlamakta yıllar geçtikçe artış göstermektedir, başta genetik faktörler, hormonal faktörler de etkili olsa bile asıl sorun yabancıların “toxic food environment” adını verdikleri şişmanlatıcı yiyecekler ile dolu bir çevre, hareket edilmesini imkansız hale getiren bir şehir büyük oranda nedendir.

Çocukların okul kantinlerinde ulaşabildikleri yiyeceğin büyük oranda karbonhidrat, doymamış yağlar içeren veya “pink slim” gibi kanatlılardan elde edilen ve normalde yenmeyecek parçalarında içine katıldığı mekanik kıyma. Bu kıyma ile karıştırılarak maliyeti azaltılmış dana eti ile yapılmış diğer et ürünleri, özellikle GDO’lu mısır şurubu ile yapılmış tatlılar, gibi obeziteyi arttıran sağlığa zararlı yiyeceklerden oluşmaktadır.
Bu yiyeceklerin her yerde ve ucuza ulaşılabilmesi bunun yanında yasam çevrelerinde yürüyecek, bisiklete binecek yerleşim yerlerinin bulunmadığı okullar ve konut alanları hareketi imkansız hale getiren şehircilik yaklaşımları Obezitenin çocukluk yaşından itibaren başlamasına ve topluma yayılmasına yol açmaktadır.

Okul çağındaki her çocuğun günde 1 saat hareket etmesi onun fiziksel, sosyal gelişimine yararlı olduğu bilinen bir tıbbi gerçektir. Bunun yanı sıra yürüyen, bisiklete binebilen çocukların daha sağlıklı sosyal ilişkiler kuracağı da açıktır.

Her gün bir saat hareket eden çocukların okulda daha başarılı oldukları da bilinmektedir. Büyüklerin de hafta en az 2.5 saat ve her bir defada 10 dakikadan az olmamak üzere yürümeleri gerekmektedir.

Yürümeyen erişkinlerde kalp damar hastalıkları, erken ölümler, felç, tip2 diyabet ve bazı kanserlerin görülme oranı fazladır.

Bu tür önlemler toplumun sağlıklı gelişmesine kolayca ve büyük fayda sağlarlar.

Diğer Yazıları
Dr. Alp Sirman
Hicret Günhan | Herbalist
Prof. Dr. Ahmet Maranki | Stratejik Araştırmalar Uzmanı
Prof. Dr. Akın Yücel |  Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı
Prof. Dr. Coşkun Tecimer
Prof. Dr. Erdem Yeşilada
Prof. Dr. Erkan Topuz
Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu
Prof. Dr. Teoman Cem Kadıoğlu | Varikosel Mikrocerrahisi
Selahattin Dönmez | Uzman Diyetisyen
Suna Dumankaya | Herbalist