Sağlığımızı çökerten gizli tehlike!

Hastayı müşteriye indirgeyen anlayış, korku tüneline sokulan müşterilere satılık hastalıkları dayatıyor. Hekimlik sanatı da sanat olmaktan çıkarak alışveriş merkezleri gibi dev hastanelerde seri imalata geçen konfeksiyon işine dönüşüyor. Sevilen, sayılan hekim algısı artık yok!

17-05-2011 02:53

Haberler » Sağlık Turu


 

Sağlığımızı çökerten gizli tehlike!
 
Sağlığı koruma ve hastalıkları önleme yerine, para getiren tıbbi işlemlere odaklanan performans anlayışı, sağlığın önündeki en büyük engel…
 
 
Doç. Dr. Kemal YEŞİLÇİMEN
Herkesi hasta, hastayı müşteri, doktoru da esnaf olarak gören bu sistem, sağlığın önünde bir duvar gibi duruyor. Sağlığa kavuşmak bu yüzden parasal engellerle dolu bir yarış. Bu engele takılanlar için sağlık, hastalık çölünde Leyla gibi bir serap…
 
“Hekim hastayla değil, performansla ilgileniyor”
 
Hastayı müşteriye indirgeyen bu yeni anlayış, korku tüneline sokulan müşterilere satılık hastalıkları dayatıyor. Hekimlik sanatı da sanat olmaktan çıkarak alışveriş merkezleri gibi dev hastanelerde seri imalata geçen konfeksiyon işine dönüşüyor. Sevilen, sayılan ve kutsal bir otorite gibi duran hekim algısı artık yok! Hekim yüzünüze değil bilgisayarın ekranına bakarken sizinle değil performansla ilgileniyor. Soğuk makinaların içinde, bilgisayarların  teşhis ve tedavisine sunulan, ölçülüp biçilen, performans borsasında işlem gören hastalık dünyasında yaşıyoruz. Sağlık ise paranın gücüne göre alınıp satılan tüketim malzemesi oldu. Sosyal güvenlik kurumunun paket programına giren hastalar, bu borsada ödenen para kadar hizmet alabiliyor. Hastanelerin sağlıksız salonlarında ‘sıradaki gelsin’ komutuyla harekete geçen hastalar, AVM’lerde alışveriş krizine girmiş müşteriler gibi köşe bucak şifa ararken geçim derdine düşen doktorlar, hastaları para-puan olarak görüyor. Koyun can derdinde, herkes yüksek puan peşinde.

“Hekime şiddet ve tazminat davaları hızla artıyor”
 
Hastayı para-puan olarak gören bu sistem, hekimin iyileştirici gücünü de paranın gücüne devrediyor. Paranın karşılığı ise her zaman sağlık olarak dönmediği için, müşterinin hekime olan saygı ve güveni sarsılıyor. Örneğin yaygın kanser olan hasta bir servet ödese bile karşılığını alamayınca tepki gösteriyor. Müşteri haline getirdiği hastayı kışkırtarak çatışma ortamı yaratan bu anlayış, iki tarafı mahkemelik hale getiriyor. Amerika’da hekimler kendilerini korumak için aldığı ücretin önemli bir kısmını sigortaya harcıyor. Hastalar ise, hastalıkları önlemek ve sağlığını korumak için değil, hasta olduktan sonra tedavi olabilmek için milyarlarca doları özel sigortalara ödemek zorunda. Artan sağlık harcamaları ise, kar etme telaşında olan sigorta şirketlerini hastalarla mahkemelik hale getiriyor. Türkiye’de de bu süreç başladı. Hekime şiddet ve tazminat davaları hızla artıyor. Bu hastalıklı ortamda sağlık olur mu?
 
“Ölümler azaltmıyor, aksine artırıyor”
 
Daha fazla kar etmek hırsıyla her alana yayılan bu anlayış, sağlığımızı yarış pistine çevirirken sağlık çalışanlarını da para hırsıyla koşturulan yarış atı yapıyor. Bu yarışta kullanılan ‘Performans’ adı verilen gavur icadı kırbacın amacı, sağlık sektöründe trilyon dolarlık küresel değirmeni döndüren bu yorgun atları koşturmak. Hedefi ise ilaç ve teknolojinin üretim dağlarını öğütmek. Bu değirmen, gerçekte hastalıkları değil sağlık ve hayatımızı öğütüyor. Uygulandığı her yerde hasta sayısını ve ölümleri azaltmıyor, aksine artırıyor. 5 yıllık sonuçları açıklanan ‘Vasküler Risk’ araştırmasına göre, son 5 yılda stent ve baypas ameliyatı için hastaneye yatış oranı % 90 artarken, kalp krizi ve inmeye bağlı ölümler % 270 artmış bulunuyor. Kalp yetmezliği oranı ise HAPPY isimli araştırmanın erken sonuçlarına göre, dünya ortalamasının 3 katına çıkmış, yani dünya ve olimpiyat şampiyonu olmuşuz haberimiz yok. Birazcık aklı ve mantığı olan herkes şu soruyu sormaz mı? Milyarlarca dolara mal olan bu tedavilerin amacı kalp krizi ve inmeye bağlı ölümleri azaltmaksa, bu astronomik artışın nedeni nedir? Burada bir çelişki yok mu? Tedaviler artarken ölümler ve hastalıklar azalmıyor tam tersine inanılmaz derecede artıyor. Bu felaketi sorgulayacak bir Allah’ın kulu yok mu?  
 
“Devlet ve toplum yapısı çöküyor”
 
Hastaların kanı, canı ve gözyaşını paraya çeviren bu anlayışın gayesi sağlık değil, bitmek bilmeyen kazanma hırsıdır. Sağlık ve hastayı metalaştıran bu sistem, hastalıkları pazarlama görevi verdiği hekimi komisyoncu duruma düşürüyor. Sevap kazanmak için kurulan ecdat yadigarı kutsal vakıf şifahanelerinin yerini, kar etmezse kapatılmakla tehdit edilen hastaneler alıyor. Bu dev hastanelerin sağlığı koruma ve hastalıkları önleme işlevi ise budanmış durumda. Sosyal Güvenlik Kurumları ve hazinenin hastalık canavarını beslemek için oluk gibi akıttığı harcamaların devamı için gerekli olan bu! Hastalıkları önlerseniz, sürekli hasta üreten ve hastaya susayan bu sistem her an çökebilir. Oysa ki bu sistem yüzünden devlet ve toplum yapısı çöküyor, kimse farkında değil. SGK prim gelirleri, emekli aylıklarını bile karşılamıyor, kaldı ki çığ gibi artan hastalık harcamalarını nasıl karşılasın. Hastalıktan kırılan bir toplum çalışıp SGK’ya  ödeme yapabilir mi? Çocuklar ve gençlerde bile obesite, metabolik sendrom hızla artıyor.

“Kötü kaderimiz ne zaman değişecek?” 
 
Türk Nefroloji Derneği tarafından Sağlık Bakanlığı ve TÜBİTAK desteğiyle yapılan CREDİT isimli araştırma ise, sekiz milyon kişinin böbrek hastası olduğunu gösterdi. Yani her yetişkin 6 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Gelsin performans puanları. Hastaların ızdırabı, kanı ve gözyaşını doktorların geçim kaynağı haline getirmenin amacı nedir? Can derdinde olan hastalar, kendilerine para-puan olarak bakılmasını istemiyor. Hastalar istemiyor, doktorlar şiddetle karşı çıkıyor, peki bu sistemi kim istiyor? Diyaliz ve böbrek nakline aday olan bu hastaların tedavisi için harcanacak emek ve kaynakları, hastalıkları önleyecek düzenlemeler için kullansak daha mantıklı olmaz mı? Olmasına olur da sektör çöker. Hasta eden ve süründüren kötü kaderimiz ne zaman değişecek? 

“Paramızla hasta oluyoruz”
 
Kamu ilaç harcamaları 2003’de 5 milyar dolar iken 2006’da on milyar dolara çıktı. Depresyon  ilaçları tüketimi ise bu dönemde % 85 arttı. Kutu bazında ilaç tüketimi ise  eşdeğer ilaçların ucuz olması nedeniyle 2010’da inanılmaz derecede arttı. Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde yapılan ameliyat sayısı 2002’ye göre 2005’de yüzde 270 arttı. Hastane sayısı, doktor sayısı ve ilaç satışı artmasına rağmen, tedavi nedeniyle azalması gereken hasta sayısı ise bu 3 yılda % 50 arttı. Harcadığımız paralar bize sağlık olarak değil hastalık olarak geri dönüyor yani paramızla hasta oluyoruz. Bu inanılmaz çelişkinin işaret ettiği felaket; sinsice sürdürülen bir hastalık savaşı değilse nedir? 
 
“Zihinsel işgal ne zaman sona erecek?”
 
Bu dönemde İlaç tüketimi % 500 artarken hasta sayısı azalacağına % 500 artmış. Acaba ithal edilen kopya ilaçlar etki etmiyor mu? Veya yan etki mi yapıyor? Bu mutlaka araştırılması gereken çok ciddi sağlık sorunu. Burada bir çelişki yok mu? En modern tansiyon ilaçlarını kullanmamıza rağmen tedavide başarı oranımız bile maalesef % 14.  Büyük çoğunluk olan % 86 hasta ise çaresiz. Aynı durum kolesterol ilaçları içinde geçerli. Hedef değerlere ulaşmada başarı oranı çok düşük.  Ey aydınlar, bilim adamları ve ilgililer, neden bu konuları medyada sabahlara kadar tartışmıyorsunuz? Çok mu önemsiz? Toplumu imhaya dönüşen bu felaket karşışında söyleyecek lafınız yok mudur? Uzaylı yaratıklarla, UFO’larla, hurilerle, tarihi masallarla toplumu uyutma daha ne kadar sürecek? Toplumu yozlaştıran zihinsel işgal ne zaman sona erecek?

“Fazla para harcama sağlık anlamına gelmiyor”
 
Performans rüzgarının estiği bu dönemde hastalıklara harcanan para kat kat artmasına rağmen, halkımız eskisinden daha sağlıklı değil. Hatta giderek daha hasta bir topluma dönüşüyor. Her gün yeni bir hastane açmakla, doktor, ilaç ve ileri teknoloji ithal etmekle meşgulüz. Fazla para harcama daha iyi sağlık anlamına gelmiyor. Performans uygulayan ABD’de kişi başına 6.000 dolarlık harcamaya rağmen toplum hastalıktan sürünüyor. Koruyucu hekimlik uygulayan Küba ise 250 dolar harcamayla sağlıkta herkesi imrendiriyor. 24 kat fazla sağlık harcaması ABD’yi daha sağlıklı yapamıyor. 
 
“Milyarlarca doları organ nakilleri için harcıyoruz”
 
Sağlık tamamen sebep –sonuç ilişkisine bağlı. Hastalıklara yol açan sebepleri önlerseniz, hastalıkların kötü sonuçlarıyla sağlık ve hayatınızı tüketmiyorsunuz. Keşke hastalıkların kökünü kurutan bir politika izleseydik ve bu yüzden her ay bir hastane kapattığımız için övünseydik. Çözüm diye dayatılan her şey, trilyon dolarlık küresel sektörü şişirmekten başka işe yaramıyor. Milyarlarca dolarlık sağlık harcamasını saadet zinciri haline gelmiş küresel hastane zincirlerine, ilaç ve teknoloji şirketlerine, vermesine verelim de, hastalıkları önleme karşılığında versek ve sağlığımızı korumuş olsak daha mantıklı olmaz mı? Önlenebilir hastalıkların yol açtığı organ yetmezliği olan hasta sayısı ise bu dönemde 4 kat artarken, bu hastaların tedavisi için her yıl 4 milyar dolar harcıyoruz. Önlemek ve korumak çok daha kolay, ucuz ve mantıklı olmasına rağmen milyarlarca doları da organ nakilleri için harcayacağız. Sağlıklı yaşamanın bilimsel formüllerini uygulamak neden kimsenin aklına gelmiyor?
 
Bu kadar hastaya SGK dayanır mı?
 
Hasta sayısı artmış, muayene sayısı rekor kırmış herkes bununla övünüyor. Hastalar ise cep telefonlarına gelen mesajlarla ellerinde filmler, tahliller, dosyalar, ilaç torbaları ile bedava çekap modasına uymuş, dev hastaneleri tavaf ediyor. Tekrar tekrar anjiyo olanlar, bay-pas olanlar, damarlarına pırlanta yüzük taktırmış gibi stentten bahsedenler… Sanki hasta olmak imtiyaz, tedavi olmak bir lütuf! Ne biçim bir moda, nasıl bir anlayış? SGK’ nın devr-i daim  makinası sürekli çalışıyor. Bu kadar hastaya ne ilaç, ne doktor ne de para dayanır.

“Kalp yetmezliği çığ gibi artıyor”
 
Herkes para puan peşinden koşarken koruyucu sağlık önlemleri alınmadığı için şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol, metabolik sendrom, koroner kalp hastalığı, kalp yetmezliği çığ gibi artıyor.  PURE isimli araştırmanın sonuçları ise tam bir felaket:  Türkiye`de şişmanlık ve diyabet alarm veriyor. Metabolik Sendrom Derneği tarafından yürütülen araştırmanın 2010`da açıklanan  verilerine göre, her iki kişiden birinde şişmanlık, her dört kişiden birinde şeker bozukluğu saptandı. Toplumun % 42`sinde hipertansiyon, % 52`sinde şişmanlık, % 54`ünde yüksek kolesterol saptandı. Halkın % 2`si inme, % 6`sı da kalp krizi geçirmiş durumda.  Yani 4.4 milyon kişi kalp krizi geçirmiş. Metabolik sendrom ise Türkiye için bir salgın: % 43! Mahalle aralarına kadar yayılan hastanelerde, herkesin farklı teşhis ve tedavi önermesinden herkesin ruh sağlığı bozuldu. Toplum depresyon ve panik içinde. İnanmayan varsa, gazetelere ve televizyona göz atsın veya trafiğe çıksın yeter. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün Akıl Sağlığı raporunda, 21 OECD ülkesi arasında şampiyon olduk.

“Doktorlar, artık sağlıktan değil, hastalıktan para kazanıyor”
 
Hastalık için yapılması gereken hastalıklarla boğuşmak iken, sağlık için yapılması gereken; hastalıklara yol açan risk faktörlerinin önlenmesidir. Eski Çin’de 4600 yıl önce başarıyla uygulanan bu sistemde, doktorların geliri hasta sayısına göre değil toplumun sağlık durumuna göre artıyordu. Yani hasta sayısı arttıkça doktor geliri azalıyor, hasta sayısı azalıp sağlıklı insan sayısı arttıkça, toplum sağlıklı hale geldikçe doktorun geliri artıyordu. Sistem, hastalıktan değil sağlıktan besleniyordu. Salgın hastalık halinde o bölgeden sorumlu doktor her şeyini kaybediyordu. Bu yüzden doktorlar tüm varlıklarını, hastalıkların önlenmesi ve sağlığın korunmasına adamışlardı. Ülkemizde ise doktorlar, artık sağlıktan değil hastalıktan para kazanıyor.

“Sistem, sağlığı ticarileştirildi”
 
Sağlığı korumanın değil, hastalıkların para ettiği performans adı verilen gavur icadı bu sistemde, ne kadar hasta bakar, ne kadar ameliyat yaparsanız o kadar para kazanıyorsunuz. Daha fazla para kazanmanın yolu daha fazla hastalıktan geçiyor. Performans sistemiyle, hekimin ve hastanın robotlaştığı, sağlığın ise metalaştığı duygusuz ve vicdansız bir dünyaya geçiyoruz. Böyle bir ortamda hastalıkların azmasına ve satılık hastalıkların artmasına şaşmamak gerekir. Özellikle hukuk, ahlak ve insani değerlerin iflas ettiği ve en yüce değerin para olduğu toplumlarda güven duygusu da yok olacaktır. Böyle bir toplum ise bedensel, ruhsal ve sosyal yönden her türlü hastalık, kötülük ve yolsuzluğa açık, sağlıksız bir toplum olacaktır. Özetle sağlığı ticarileştiren ve daha fazla para kazanmaya dayanan ecnebi sistemi; zincir hastaneler, ithal doktorlar ve milyar dolarlar getiriyor. Hastalıkları önleme, sağlığı koruma yani yaşadığımız akvaryumu temizleme ise ecnebilerin dayattığı sistem için çöküş getiriyor. Hastalıkları önlerseniz zincir hastaneler, ilaçlar, cihazlar ve gittikçe büyüyen trilyon dolarlık sektör ne olacak?

Süper doktorlar hastalıkları önler, vasat doktorlar erken teşhis ve tedavi eder, diğerleri ise hastalıklar ilerledikten sonra puan kazanır. Huang Dee: Nai Ching (Milattan 2600 yıl önce yazılan 1. Çin Tıp Kitabı)
Hangi İstiklal var ki, ecnebilerin nasihat ve planlarıyla yükselebilsin.  ATATÜRK 6 Mart 1922, TBMM  
 
KAYNAKLAR:
Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir. Hayy kitap 8. Baskı, 2008
Böbrek hastalığında dünya şampiyonuyuz. http://bizimsaglik.com/c/ho.asp?Pagenum=11&id=6455&yid=-1&
Altun B,Arıcı M, Nergizoglu G, et al . Hypertens. 2005 ;23(10):1817-23
4.  ``Vasküler Risk Çalışması``    sonuçları açıklandı. http://www.sdplatform.com/Haber.aspx?HID=2510
Türk Kardiyoloji Derneği Ulusal kalp sağlığı raporu – 2007 http://www.tkd.org.tr/pages.asp?pg=432
`Happy` araştırması. http://www.medimagazin.com.tr/medimagazin/tr-kardiyologlar-istanbul8217da-toplandi-676-405-6680.html
Arici  M, Turgan, C, Altun B, et al. J  Hypertension 2010; 28(2): 240-44.
TURDEP-1 ve TURDEP-2 (2010) HEM BEL HEM KALÇA BÜYÜYOR. http://kongresunumgazetesi.com/archives/933
Türkiye`de şişmanlık ve diyabet alarmı ! PURE – 2010. 
http://www.sagliktagundem.com/haber/turkiye_de_sismanlik_ve_diyabet_alarmi.htm
Organ naklinde `can alıcı` gerçekler. http://www.saglikaktuel.com/haber/organ-naklinde-can-alici-gercekler-3683.htm
ACCF/AHA Guidelines for the Diagnosis and Management Heart  Failure in Adults. Circulation 2009;119(14):1977-2016.
ESC Guidelines for the diagnosis and treatment of acute and chronic heart failure 2008 Eur. Heart J. 2008;29:2388-2442 (1).
Türkiye’de verem hızla artıyor. 20.12.2005 http://www.ntvmsnbc.com/news/354561.asp - 16k
Doktor bir, hasta bin! NTV: 14:28 tsi 26 Mart 2006http://www.ntvmsnbc.com/news/366644.asp
15.  Yılmaz  N: Neden GDO`ya hayır!, Kızılcık   Dergisi. T.Ü.Gıda Mühendisliği, Mayıs-Haziran 2006 
Capital dergisi: Sağlık yatırımları. Temmuz 2007, s:126-130
bizimsaglik.com
 

 

Etiketler : Sağlığımızı - çökerten - gizli - tehlike! - - -
İlginizi çekebilecek diğer haberler
Dr. Alp Sirman
Hicret Günhan | Herbalist
Prof. Dr. Ahmet Maranki | Stratejik Araştırmalar Uzmanı
Prof. Dr. Akın Yücel |  Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı
Prof. Dr. Coşkun Tecimer
Prof. Dr. Erdem Yeşilada
Prof. Dr. Erkan Topuz
Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu
Prof. Dr. Teoman Cem Kadıoğlu | Varikosel Mikrocerrahisi
Selahattin Dönmez | Uzman Diyetisyen
Suna Dumankaya | Herbalist